5 Eylül 2012 Çarşamba

mardin eylül 2012

 
Mardin Mutfağı gerçekten denenmesi gereken bir mutfak. Benim favorilerim Irok (bir çeşit içli köfte),  Sembusek ( kapalı lahmacun), kaburga dolması ve kuru patlıcan dolması oldu.
 
 
 
 

 Yöresel adı kibbeh olan işkembe dolmasını ise pek sevmedim. Ben işkembeyi bol sarımsaklı ve sirkeli olarak yemeye alışmışım. İşkembenin dolması çok farklı geldi. Zaten görüntüsü de biraz korkutucuydu.





 
 
 
 
 
Çok fazla tatlıya düşkün olmayan biri olsam da Mardin'deki künefelere bayıldım doğrusu. Bir de yanında tepeleme fıstık getiriyorlar. Özellikle de "Sadık Künefe" yi öneririm. İşin ilginci künefeyi yedikten sonra getirdikleri ıslak mendildi. Islak mendil paketinin üstünde "Başım gözün üstüne" cümlesi Türkçe'nin dışında Mardin'de konuşulan diğer 3 dilde de yazılmıştı ( Arapça, Kürtçe ve Süryanice). Mardin'i anlatmak adına gerçekten çok iyi düşünülmüş bir detaydı bence.
 
 
 
 
KASIMİYE MEDRESESİ
Bu medresenin yapımına Artuklular döneminde başlanmış, fakat Akkoyunlular zamanında yapımı tamamlanmıştır.
 
 
 
 
 
 
 
 
Medresede Mardin'de pekçok yapıda olduğu gibi doğumu simgeleyen bir çeşme ve çeşmedeki suyun aktığı çocukluğu, yetişkinliği ve ölümü simgeleyen bölümler yeralıyor. Yetişkinliği simgeleyen havuzun kenarına oturup, çeşmenin aktığı yerden fotoğrafınızı çekerseniz böyle muhteşem bir fotoğraf elde ediliyor.
 

 
 
 
DEYRÜLZAFARAN MANASTIRI
 
 
Manastırın içinde kesme taşlar kullanılmış. Taşların nasıl o kadar muntazam yerleştirildiği konusu ise meçhul.
 


 
Manastırın içinde kiliseler, kabul odaları, sunaklar ve mezarlar mevcut. Papazlar vefat ettiğinde, koltuğuna oturtulup eline asası verilerek mezara gömülüyormuş.


DARA

Mardin'den 30 km uzaklıkta Nusaybin yolu üzerinde yeralıyor.
505 yılında Doğu Roma İmparatorluğu'nun doğu kısmını Sasanilere karşı korumak amacıyla kurulmuş bir garnizon kenti.
 
 
 

Dara'da bizi Gülsüm ve Sultan adındaki bu ufak ve şirin rehberler karşıladı. Dara'ya gelip giden arkeologlardan öğrenmişler tüm ayrıntıları. Hem bol bol fotoğraflarımızı çektiler hem de bize Dara'yı anlattılar. İsterseniz İngilizce de anlatabiliyorlarmış.
 
 
 
ULU CAMİİ
 
 
 
Ulu Camii'nin duvarındaki Allah yazısı.

 
 
Zinciriye Medresesi'ne çıkarsanız, Ulu Camii'yi böyle avucunuza alabiliyorsunuz işte.

 
 
Ulu Camii'nin minaresi. Ulu Cami Mardin'in en eski camisiymiş. 11. yüzyılda Selçuklular tarafından kurulduğu, minaresinin ise Artuklular tarafından yapıldığı rivayet edilmektedir.
 
 
 
 
MARDİN SOKAKLARI
 
 



Mardin'in sokakları labirenti andırıyor. Nereye çıkacağınızı kestiremiyorsunuz. Tavsiyem sokaklara girip kaybolun. Elbet bilindik biryere çıkarsınız eninde sonunda.
 
Tarçınlı, anasonlu çörekleri meşhurmuş. Tavsiye ederim size de.






 

 
MARDİN KERVANSARAY OTELİ
 
 
 
Mardin sokaklarını gezerken Mardin Kervansaray Oteli'nin önünden geçtik. Otel personeli oteli gezmemize izin verdi. Gerçekten çok otantik bir otel. Ayrıca, Mardin'de gezilecek yerlere de çok yakın. Bir daha Mardin'e gittiğimde kesinlikle bu otelde kalacağım.
 
 
BİRAZ DA ALIŞVERİŞ
 
Mardin telkari sanatının çıktığı bölgeymiş.  Dolayısıyla Mardin'e gidip de telkari almadan dönmek olmaz.
Ayrıca, evlerde şarap yapımı oldukça yaygın. Süryani Şarabı oldukça güzel. Mahlepli olanı da var mahlepsiz olanı da. Fakat, şaraplar biraz pahalıydı ( 30-35 civarı). Biz bir türlü evde yapılan şaraptan alamadık. Nasıl alacağımı keşfettiğimizde artık geç kalmıştık. Ne yapalım bir dahaki sefere...Size tavsiyem kuyumcular çarşısındaki Süryani kuyumculardan yardım istemeniz.
 
Ayrıca, Mardin'de Menengiç kahvesi diye bir kahve yapıyorlar. Ben böyle lezzetli bir kahve görmedim. Türk kahvesi gibi pişiriliyor. Fakat, kahve toz değil macun şeklinde. Suyla değil sütle hazırlanıyor.  Müthiş bir lezzet.  Kahveyi çarşıdan yanınızda götürmek üzere satın da alabilirsiniz.
 
Yine Mardin'e has bir diğer lezzet de badem şekeri. Fakat, bildiğimiz badem şekeri gibi beyaz renkli değil. Bu badem şekeri mavi renkli. Bir ağacın kökünden elde edilen doğal boya kullanılıyormuş. Şeker zamanla da beyaz renk alıyormuş.